Miras Hukuku

Dini Nikahlı ya da Nikahsız Kişinin Mirasçılığı Mümkün Müdür?

Resmi Nikah Olmaksızın Birliktelik Kavramı ve Dini Nikah olgusu:

Gelenekler ve toplumsal gereksinimler ile toplumda halen resmi nikah olmaksızın dini nikah ile kişilerin hayatlarını birleştirme yoluna gittiği görülmektedir. Gerçi kız istemeler, kına ve düğün merasimleri yapılsa da türlü nedenler ile resmi nikah yapılmamakta ve bu şekilde kişiler hayatlarına devam etmektedirler. Görünürde bir evlilik izlenimi olsa da bu tür birliktelikler hukuken  özellikle miras hukuku bakımından nikahsız birlikteliklerden hiçbir farkı bulunmamaktadır.

Türk Medeni Kanunu’muzdaki tanımıyla Evlenme: resmi memur önünde ayrı cinste iki kişinin evlenme iradelerini beyan etmeleridir. Bu tanımdan yola çıkılarak resmi nikah olmaksızın mevcut tüm birlikteliklerin (dini / imam nikahlı olsun ya da olmasın)  Türk Medeni Kanunu ve Miras Hukuku anlamında evlilik olmadığı hususu ortaya çıkacaktır.

Yazımızın konusu resmi nikah olmaksızın, dini / imam nikahlı, herhangi bir nikah olmaksızın birliktelikler veya hayat arkadaşı şeklinde  kişilerin, birliktelik yaşadıkları mirasbırakana mirasçı olup olmayacağıdır.

İmam Nikahlı Kişi Birlikte Yaşadığı Mirasbırakana Mirasçı Olabilir Mi?

Bu sorunun cevabı hem evet hem de hayır.

Miras hukukunda mirasçıları Yasal Mirasçı ve Atanmış Mirasçı olarak ikiye ayırmaktayız.

Yasal Mirasçılıkta mirasbırakanın iradesine veya herhangi bir işlemine gerek duyulmaksızın, mirasbırakanın ölümü halinde kanunen mirasçı olarak kabul edilen kişilerden söz edilir. Miras Hukukunda kimlerin “Yasal Mirasçı” olacağı hususu “tahdidi” (yani sınırlı) olarak belirtilmiştir.Yani kimlerin yasal mirasçı olup olmayacağı,  olacak ise kimler ile birlikte olacağı Miras Hukuku’nu düzenleyen Türk Medeni Kanunu’muzda açıkça ve teker teker sayılmak suretiyle katı bir şekilde belirlenmiştir.

Miras Hukuku’muzda yasal mirasçılar belirlenirken zümre sistemi belirlenmiştir. 3 dereceli şekilde belirlenmiş bu zümre sisteminde her zümrede mirasbırakanın sağ kalan eşi yasal mirasçı olarak belirlenmiştir.

Birinci Zümrede Sağ Kalan eş, mirasbırakanın çocukları ile,

İkinci Zümrede Sağ Kalan Eş, mirasbırakanın anne ve babası ile birlikte, mirasbırakanın anne ve babasının ölmüş olması halinde mirasbırakanın kardeşleri ile birlikte,

Üçüncü Zümrede Sağ Kalan eş, Birinci ve ikinci zümrede kimsenin bulunmaması halinde mirasbırakanın var ise büyük anne ve büyük babası ile birlikte yasal mirasçı olacaktır.

Dikkat edilecek olursa burada kanunun kullanmış olduğu terimin “sağ kalan eş” olduğu görülecektir. Sağ Kalan Eş ise; Türk Medeni Kanunu uyarınca Resmi Memur Önünde gerçekleştirilen yaygın ifade ile resmi nikahlı olan ve mirasbırakan vefat ettiğinde yaşayan eşini ifade etmektedir.

Dolayısıyla mirasbırakanın fiili birliktelik yaşadığı, resmi nikahı olmayan, dini ya da imam nikahlı yaşadığı eşin yasal mirasçılığı bulunmamaktadır.Ancak bu açıklamalar yasal mirasçılık açısından geçerlidir.

Ancak yukarıda da belirttiğimiz gibi bu husus mirastan pay almasının mümkün olmadığı anlamına gelmemektedir. Mirastan pay almanın tek yolu yasal mirasçı olmak değildir.

Ölüme Bağlı Tasarruflar dediğimiz mirasbırakanın sağlığında gerçekleştirdiği ve sonuçları mirasbırakanın ölümü ile hüküm ifade eden işlemleri ile yasal mirasçı olmayan kişinin mirasbırakanın mirasından yararlanmasına imkan vermesi mümkündür. Atanmış mirasçılık gibi.

Örneğin vasiyetname ile mirasbırakan kişi fiili birliktelik yaşadığı, dini ya da imam nikahlı kişiye ölüme bağlı tasarrufu ile mirasından bir kısım haklar tanıması, atanmış mirasçı olarak belirlemesi mümkündür.

Özetlemek gerekirse, fiili birliktelik ya da dini veya imam nikahlı kişi, miras bırakanın yasal mirasçısı değildir. Ancak mirasbırakan isterse ölüme bağlı bir tasarruf ile atanmış mirasçı olarak belirleyebilecektir.

Atanmış mirasçı ile yasal mirasçı arasındaki farklar bir başka yazımızın konusu olacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı